Van Gezisi (Bölüm 2)

          Gezideyiz, geç kalkmamak gerek. 8.30 da kahvaltıyı yapıp yola koyulmak hedefimiz tutuyor. Tam 8.30 da yoldayız. İlk gideceğimiz yer Muradiye Şelalesi. Bir saatlik yolculuktan sonra Şelaleye varıyoruz. Şelaleyi görmek için asma köprüden karşıya geçiyoruz. Yükseklik korkum olduğu için, bu sallanan köprüden karşıya geçmek bence biraz cesaret işi ama herkes geçiyor, tabii ki ben de geçiyorum.  Gürül gürül akan Şelale 18 mt. yüksekliğinde, Van ili, Muradiye ilçesi, Bendimani çayı üzerindedir. Adını Bağdat seferine çıkan Sultan 4. Murattan aldığı söylenir. Muradiye Şelalesi sadece görüntüsü ile değil çevresini güzelleştiren tabiatıyla da görülmeye değerdir, her mevsim ayrı bir güzeldir. Bahar aylarında rengârenk çiçekler Muradiye Şelalesi’nin güzelliğine güzellik katar, kış aylarında ise donan şelale suları buzdan kristallere dönüşür,  denilse de ben her ikisine denk gelemedim. Kışın gittim ki; donmuş halini görebileyim. 24 şubatta ortalık buz olmalı, ama nerde… Ilık bir hava, kar sadece dağlarda var, bu havada Şelalenin buz tutması hayal. Yine de görülmeye, fotoğraflanmaya değer bir yer. Şelalenin karşısındaki salaş tesis de kapalı…

            Şelaleye gelirken bakıyoruz, Doğubayazıt’a 100 km. kalmış. Buraya kadar gelip İshak Paşa sarayı görülmeden gidilir mi? Rotamızı Doğubayazıt’a çeviriyoruz. Doğubayazıt’a gelirken Ağrı dağını görüyorum. Her ne kadar hava 7 derece civarında olsa da, yol kenarlarında bile kar var, dağ komple kar içinde.

          İshak Paşa Sarayı, saraydan öte bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı’ndan sonra, son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür. Doğubeyazıt İlçesi’nin 5 km doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan saray, Osmanlı İmparatorluğu’nun Lale Devri’ndeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür.            Sarayın Harem Dairesi Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi Hicri 1199 ( Miladi 1784 ). Saray Osmanlı, Fars ve Selçuklu uygarlığının mimari üslubunu bünyesinde toplayan bir özellik taşır. Çıldıroğullarından II. İshak Paşa ile Çolak Abdi Paşa’ca 1685’te yaptırılan saraya, 1784’te son şekil verilmiştir. Yapı yaklaşık olarak 115×50 metre ölçülerinde bir alana kurulmuştur. Kesme taştan yapılan sarayın doğu cephesindeki portali kabartma ve süslemeleriyle Selçuklu sanatının özelliklerini yansıtır.

         Saray yapı olarak bir harika… Bir restorasyon yapılmış, evlere şenlik. Plastikten bir çatı ile örtmüşler açık tavanı… İnanın insanın içi gidiyor, biz neden böyle eski eserlerimizin içine ediyoruz diye. Bu işleri hiç mi bilen yok? Yoksa bilen var da, bilmeyenin mi sözü geçiyor?

          Ben hep hayal ettiğim gibi, Sarayı karlı bir zamanda üst taraftan fotoğrafladım. Fazla zaman harcamıyoruz. Geri dönüyoruz, yolda Somkaya köyüne giriyoruz, fotoğraf çekiyoruz. Bir eve konuk oluyoruz. Evde koyun sürüsünü ve evin çocuklarını fotoğraflıyoruz. Evin beyiyle konuşuyorum, kısa bir sohbet, hal hatırdan sonra kaç torunu olduğunu soruyorum. Bir hayli var diyor. Daha sonra oğlu ile konuştuğumda, tek anneden 14 kardeş olduklarını, bunların da 40 kadar çocukları olduğunu öğreniyorum. Benim 2 oğlum, 2 de torunum olduğu düşünülürse…

            Çaldıran’a yakın bir yerde, su içinde mandaları görünce tabii ki duruyoruz. Van kahvaltısının güzelliklerinden biri de manda kaymağı. Suyun içinde bir hayli de manda var… Erçek Gölünü de görmek istiyorum ama, Van’a geldiğimizde akşam olmuştu. Buraya gelirken görmeyi düşündüğüm Ahlat’a gidemedim, Erçek gölünü de göremedim. Program tutmadı. Van’a geldiğinde insan en az dolu dolu 4 gün kalmalı ki buraları da görebilsin.  Umarım bir başka sefere…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...