Van Gezisi (Bölüm 1)

            Van’a 3 gün ayırdım gezmek için. Programa göre Akdamar adasını gezeceğim, Muradiye Şelalesi ve Ahlat Selçuklu mezarlarını göreceğim. 23 şubat 2018 Saat 06.55 İzmir ADM havaalanından kalkıyor uçağımız. 2 saat 20 dakikalık bir yolculuktan sonra Van havaalanındayız. Bir araç kiralayıp yola çıkıyoruz, ilk durağımız Van Gölü kıyısındaki Sütçü kahvaltı salonu.  Van kahvaltısı muhteşem diyorlar, ben yerel olan kahvaltılıkları fazla sevmedim. Geriye kalanlar ise normal kahvaltıda olması gerekenler, benim için hayal kırıklığı dersem yanlış söylemiş olmam. Kahvaltıdaki otlu peynir hem değişik tad hem de çok güzel. Kaymak ise harika…

                   İkinci durağımız ise Akdamar adası. Cuma çalışma günü olduğu için fazla gezen yok. Az bekliyoruz teknede yeterli sayıda yolcu olsun diye. Fazla da beklemeye gerek yok, az fark verip geçiyoruz Akdamar adasına. Hava güzel, çok soğuk yok, ama açık ve güneşli. Başlıyorum fotoğraflamaya. Van Gölü diyoruz ama göl filan değil, resmen deniz, zaten buralılar da deniz diyorlar.

             Akdamar adasında güzel bir kilise var. Sanırım yeni bir restorasyon geçirmiş. Akdamar Kilisesi, M.S. 915-922 yıllarında Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından bir saray kilisesi olarak yapılmış. Kilisenin mimarı aynı zamanda bir keşiş olan Manuel’dir, ancak gerek kilisenin gerekse beraberindeki saray ve kentin planlamasında kralın bizzat kendisinin projeye katkıları olmuştur. Yapı, İsa’nın gerildiği “Kutsal Haç”a ithaf edilmiştir. Kilisenin taşları günün her saatinde ve mevsimden mevsime ışığa bağlı olarak değişen kırmızı, sarı veya gri değerlerde renkler yansıtmaktadır. Yapının cephelerini dolanan süslemeler de ışık-gölge oyunlarıyla bu renkli kütleyi daha etkileyici kılmaktadır. Kilise belirlenemeyen bir zamanda, muhtemelen sarayın ortadan kalkmasından sonra etrafına yapılan binalarla manastır kilisesine dönüştürülmüştür. 19. yüzyıl sonu 20. yüzyıl başlarına ait fotoğraflarda kilisenin özellikle güney yönünde gelişmiş çift katlı manastır yapıları dikkat çekmekte, günümüzde ise bunların bazı duvar ve temel kalıntıları görülmektedir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

             Memleketimizde nerede bir su içinde tapınak, saray varsa mutlaka orada hüzünlü bir de aşk hikayesi vardır. Buranın niye olmasın ki? Akdamar adasına ismini veren Tamara (Ak Tamara) bir papazın güzeller güzeli kızıdır. Van’da yaşayan tüm erkeklerin hayran olduğu bu kız gönlünü bir Türk’e kaptırır. Tabii ki yağız, yakışıklı olan bu Türk genciyle gizli gizli buluşmalar başlar. Tüm Van’da dillere destan olan bu aşkı engellemek isteyen kız babası kızını da yanına alıp adada bir kilise inşa edip, burada yaşamaya başlar.

             Oğlan her gece adaya gelir, sabaha kadar konuşurlar ve gün ağarırken tekrar yüzerek adadan ayrılır. Akşamları Tamara adayı göstermek için kıyıya fener koyar. Bunu fark eden baba fırtınalı bir günde fenerin yerini değiştirir, adanın en dik, kayalık kısmına koyar feneri. Oğlan yüzerek adaya gelir ama fırtına onu iyice yormuştur. Yorgunluğun sonunda da kuvvetli bir dalganın yükseltmesiyle dik kayalara çarparak yaralanır  “Ah Tamara, ah Tamara” diye diye ölür. Bu feryatları belli belirsiz duyan kız da kendini suya atar ve ölüm onları birleştirir. Tahmin edileceği gibi Ah Tamara zamanla adanın ismi olur. Efsaneyi Türkler kadar Ermeniler de benimsemiş, yıllardır o çevrede anlatılır olmuş.

 

 

 

 

 

 

 

 

              Akdamar adasından geri dönüşte Hoşap kalesini gezmek istiyoruz, yolda Kalenin kazı şefini arıyorum, ne de olsa hemşehrim. Mehmet Hoca kale kapısının don nedeniyle açılmadığını söyleyince rotamızı Van kalesine çeviriyoruz.

              Van kalesi M. Ö. 900-600 yılları arasından Van merkez olmak üzere bölgede büyük bir medeniyet kuran Urartuların ilk kralı I. Sardur tarafından yaptırılmış, yüzyıl kadar krallığın başkenti olmuştur. Dünyadaki sayılı eski yapılardan biri olan Van Kalesi, aradan 3000 yıl kadar bir zaman geçmiş olmasına rağmen bugün büyük kısmıyla hala ayakta durmaktadır.

            Kale il merkezine 5 km. mesafededir. Kale, 1800 m. uzunluğunda, 120 m. genişliğinde ve takriben 100 m. yüksekliğindeki kalker bir kayalığın üzerinde kurulmuştur. Van kalesinin kuzey batı ucundan yukarıya doğru çıkıldığında, Urartu Kralı Argisti’nin mezar odası ile karşılaşılmaktadır. Kalenin güney kesiminde kralların oturduğu taş odaların ve düzgün planlı mezar odaların ana kaya içine oyularak yapılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu zamanında bu mezar odaları, depo ve cephanelik olarak kullanılmıştır. Kale içinde  Osmanlı İmparatorluğu zamanında yapılan minare, kapı, Su kulesi ve burç görülür. Urartu duvarları üzerinde yükselen Osmanlı yapılarının hemen hepsi yıkılmıştır. Kalenin içinde Osmanlılar zamanından kalma cami, medrese, askerler için kışlalar ve su sarnıçları vardır. Osmanlılar çağında Van Kalesi önemli üslerden biriydi. Evliya Çelebi, Van Kalesini anlatırken şöyle der: 300 kadar yeniçeri ve topçu iç kalede yaşar. Suluk Kulesi üzerindeki bölme hisarlarda evli askerler dururdu. Kale içinde kiliseden bozma Süleyman Han Camii, saray ve medreseler vardır. Van Kalesinin yüksek duvarlarına ok eriştirmek imkansızdır, diye yazmıştır.

        Akşam üzeri dönüşte güzel bir ciğer ızgara yiyip, öğretmen evinde konakladım…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Captcha loading...